Zemberek
Güven Turan’ın yeni yayımlanan kitabı Zemberek’te yer alan,edebiyatın bellek sınırlarını oldukça zorladığı hikayeleri, hayatın girilmeyen gizli anılarının edebi yazıları gibi.
Edebiyat, kendi belleğini oluşturmak için insanın ve toplumun belleğini de kurcalar.
Bu, edebiyat için adeta arkeolojik bir kazıdır; birikmiş olan her şey yeniden üretilmelidir zira.
Edebiyat, tarihin belleğini de deşer. Ki, bu özel bellek, aslında edebiyat için kayıt dışı bir bellektir; tarih boşluğunun duygusu içinde istiflenmiş tüm yaşanmışlıkların işaretiyle ilgilenir.
Edebiyat, kaydı düşülmüş her bellek parçasına ve hücresine şüpheyle bakar aslında; o, artık resmileşerek biçimlenmiş bir bellektir çünkü.
Edebiyat, sözlü ya da yazılı kendi belleğini oluştururken bu belleğe sırlar yükler ve okuruna bu sırları çözmeye yarayacak bazı şifreler de sunar.
Edebiyatın belleği, hayatın bir türlü çözemediğimiz, anlamlandıramadığımız, sıkıştığımızda doğaüstü diye tanımlayıverip, işin içinden çıktığımız şeyleri cesurca ele alıp önümüze koyar.
Edebiyatın belleği, özgür bir bellektir zira.
Edebiyatın belleği,belirlenmemiş bir bellektir aynı zamanda.
Güven Turan, yeni yayımlanan hikaye kitabı Zemberek’te, edebiyatın bellek sınırlarını oldukça zorlamış; hikayelerinde, yazarın bizzat bir bellekçi olarak hissediyoruz; kendi çapında anlamlar üreten bir bellekçilik buı.
Yazar -adını anmadan- duygularımızı, Borges’in İstanbul ziyaretinde sergilediği bellek gücüne yönlendirirken, anlaşılıyor ki kendi bellek referansını da, bu büyük edebiyat ustasının imajına dayandırıyor:
“19.. yılının sıcakların birden yazı getirdiği bir gününde, Ayasofya’dan çıkmış, Kumkapı’ya inen yokuşlardan birindeki bir mahalle kahvesinin asması altında soluklanıyorlardı. Arjantinli Bellek Tanrısı, ellerini bastonunun sapına kilitlemiş, yüzünü Marmara’ya vermiş, susmuş, oturuyordu.(…) ‘Bana insanları söyle… Kimler var,ne yapıyorlar…’ ‘…Bir kapı önünde, bir kızla bir oğlan, bir iple garip bir şeyler yapıyorlar… İpi garip hareketlerle birbirlerinin ellerinden alıyorlar…’ ‘Evet! Bu oyunu ben de oynamıştım… Çok eski bir oyun bu… Edward Gibbon, The Decline and Fall of the roman Empire’ in VI.bölümünde, ordunun zaaflarından söz ederken, Tacitus’a atfen, Annales’ de Germanicus’un ordusunun Elbe kıyılarında, savaşa girmeyi beklerken, bir ip oyunu oynadıklarından söz eder… Tacitus bu ip oyunun Heredotos’un Tarih’ inde değindiği, Mısır’da, çocuklar arasında yaygın olmakla birlikte, büyükler arasında da oynanan oyun olması gerektiğine işaret eder… Bu bilgiyi sadece 1675′te Venedik’te basılmış bir Annales’te bulmak mümkün.”
Güven Turan’ın Kedi Beşiği adlı iki sayfalık kısa hikayesi, yazarın, kitapra yer alan diğer hikayelerinin (11 hikaye) şifre anahtarı gibi sanki.
Yazar, Borges’e şunları da söyletiyor: “Bellek kütüphanedir… Kütüphane bellek.”
Güven Turan’ın Zemberek’ te yer alan hikayeleri, ilk okumada, hayatın girilmeyen gizli alanlarının edebi yazıları gibi. Bu hikayelerin sunduğu vaat, hayatın yaşanan ve algılanan gündelikliği dışında daha anlamlı ve algılanması, daha değerli başka bir yönünün de bulunduğu yolunda. Ki, bu yön belki de manalandırmanın esasıdır.
Yazarın gizli söylem-mesajı bence bu.
Zemberek’te yer alan Ultima Thule: Yedikule adlı hikayede Karındeşen Jack’ın, Dr.Monk Maturin adı altında İstanbul’a yaptığı bir kaçış ziyareti -yazarın bir bellek tazeleme operasyonu da olabilir- anlatırken, şu değinme de dikkat çekiyor:
devamı yakında bu sayfada.